I. - II. C i l t
Sunus

"Mevlana, "Mesnevi" sine "Birlik Dükkani" demekte, "Mesnevi" yi

"Mesnevi'miz, Birlik dükkanidir;
Birden baska ne belirirse puttur."
beytiyle övmekte. Birlik Dükkani.. Her varlik o dükkanda yogrulup yapilmakta, orda sergilenmekte, satilmakta; orda yipranip gene orda potaya girmekte, yenilenmekte. Sebepler sonuçlari meydana getirmekte; sonuçlar, gene sebepler haline gelip baska sonuçlar belirmekte. Bu dükkanin bir ucu, dükkani yapanin kudret elinde; öbür ucu, sonsuzluga dek gitmekte ve gene o kudret eliyele sonu ön olmakta; her an yaratilmakta. Bu dükkanin alicisi, saticisinin kendisi."

"Mesnevi"
Tercümesi ve Serhi
I.-II. Cilt
Tercüme ve Serheden Abdülbaki Gölpinarli

Dinle, bu ney nasil sikayet ediyor, ayriliklari nasil anlatiyor. Diyor ki:
Beni kamisliktan kestiklerinden beri feryadimla kadin da aglayip inlemistir, erkek de. Ayriliktan parça parça olmus bir gönül isterim ki ask ve özlem derdini anlatayim ona. Aslindan uzak kalan kisi bulusma zamanini arar durur. "Ben her toplulukta agladim, inledim. Iyi hallilerle de es oldum, kötü hallilerle de. Herkes kendi zanninca dost oldu bana. Içimdeki sirlarimi ise kimse aramadi. Benim sirrim, feryadimdan uzak degil, fakat gözde, kulakta o isik yok. Beden candan, can da bedenden gizli degil; fakat kimseye cani görmeye izin yok. Atestir neyin bu sesi, yel degil. Kimde bu ates yok ise, yok olsun o kisi. "Ask atesidir ki neye düstü, ask coskunlugudur ki saraba düstü. Ney, bir dosttan ayrilana estir, dosttur, perdeleri perdemizi yirtti gitti. Ney kanlarla dolu bir yolun sözünü etmede. Mecnun'un ask hikayelerini anlatmada. Ney gibi bir zehri, ney gibi bir panzehiri kim gördü? Ney gibi bir solukdasi, bir hasret çekeni kim gördü?"Bu aklin mahremi, akilsizdan baskasi degildir, dile de kulaktan baska müsteri yoktur. Gamimizla günler geçti, aksamlar oldu, günler yanislarla yoldas kesildi de yandi gittiler. Günler geçip gitti ise, de ki: Geçin gidin, pervamiz yok. Sen kal ey dost, temizlikte sana benzer yok. Baliktan baska herkes suya yandi, rizki olmayanin da günü uzadikça uzadi. Ham; piskin, olgun kisinin halini hiç mi hiç anlayamaz. Öyle ise sözü kisa kesmek gerek vesselam.
[ I, 1-18]

Hersey sevgilidir, asiksa bir perde; diri olan sevgilidir asiksa bir ölü. Kimin aska meyli yoksa kanatsiz bir kusa döner; eyvahlar olsun ona. Sevgilimin isigi önde, artta olmadikça nasil önü-ardi akil edeyim ben? Ask bu sözün söylenmesini ister; ayna gammaz olmaz da ne olur? Aynan, biliyor musun, neden gammaz degil? Yüzünden toz, pas silinmemis, arinmamis da ondan.
[ I, 30-34 ]

Tanri'dan edebi gözetmek için basari dileyelim:edepsiz, Tanri'nin lütfundan mahrum kalmistir.
[ I, 78 ]

Edepsiz, yalniz kendine kötülük etmez; bütün çevreye ates salar. Su gök, edep yüzünden isiklarla dopdolu bir hale gelmistir; melek edep yüzünden suçtan arinmistir, temiz olmustur.
[ I, 79;91 ]

Ulu bir kisinin sofrasi basinda, ona karsi kötü zanda bulunmak, harislige kalkismak küfürdür.
[ I, 86 ]

Asigin hastaligi, hastaliklardan apayridir; ask, Tanri sirlarinin usturlabidir. Ask ister bu yandan olsun, ister o yandan; sonunda o yana kilavuzdur bize. Aski anlatmak, bildirmek için, ne dersem diyeyim, asil aska geldim mi, o sözlerden utanir-kalirim. Dilin anlatisi aydinlatir, aydinlatir ama, dile düsmeyen, söze gelmeyen ask, daha da aydindir.
[ I, 110-113 ]

Dile, ozle; fakat olculu dile, ozle; bir saman copu bir dagi kaldiramaz. Dunyayi aydinlatan gunes, birazcik yaklassa hersey yanar-gider.
[ I, 140-1 ]

Gerçek söz verisleri, gönül kabullenir; geçici söz verislerse insani tasalandirir. Büyüklerin söz verisleri, yürüyüp duran bir definedir; ehil olmayanlarin söz verisleriyse akip giden bir zahmettir, bir eziyettir.
[ I, 180-1 ]

Tavuskusunun da düsmani ayaklaridir. Nice padisah vardir ki gücü kuvveti öldürmüstür onu.
[ I, 209 ]

Bu dünya bir dagdir, yaptiklarimizsa ses; ses yankilanir, gene bize döner gelir.
[ I, 215 ]

Çünkü ölülerin sevgisi eglesmez; çünkü ölü bir daha dönüp gelmez. Dirinin aski gönüldedir, gözdedir; her solukta gonceden de daha taze bir hale gelir.
[ I, 217-9 ]

Ölümsüz dirini askini seç çünkü cana canlar katan sarabi odur sana sunan. Sen bize o padisaha varmaya izin yok deme; kerem sahibi olanlara isler güç degildir.
[ I, 220-2 ]

Bu riyazatlar, bu cefalar potanin, gümüsten posayi ayrimasi içindir.
Iyinin, kötünün sinanmasi, kaynayip kötü tortudan ayrilmasi, üste agmasi içindir altinin.
[ I, 232-3 ]

Can yolu, kesin olarak bedeni yikar; o yikintidan sonra da yapar, düzen kosar onu. Altin definesini çikarmak için yikmistir evi; o defineyle de evi, daha saglam yapar.
[ I, 306-7 ]

Öfke ile istek, insani sasi eder; cani dogruluktan ayirir. Garez geldi mi hüner örtülür; gönülden yüzelerce perde, gelir de gözün önüne çekiliverir.
[ I, 333-4 ]

O gönüllere gönül kesilenin haberlerinden birini duy; hani "Namaz ancak gönül huzuruyla tamamlanir" der.
[ I, 382 ]

Kim uyaniksa daha da beter uykudadir o; uyanikligi uykusundan da beterdir onun. Canimiz, Tanri'yla uyanik olmazsa uyaniklik, bir geçittir, bir bogaz gibidir bize.
[ I, 411-2 ]

Yolda, bundan daha sarp geçit yoktur; ne mutlu o kisiye ki yoldasi haset degil.
[ I, 433 ]

Gumusun disi aktir, berraktir ama onun yuzunden el de kararir, elbise de. Atesin, kivilcimlariyla al-al bir yuzu vardir ama yaptigi kotu ise bak, sonundaki karaligi seyret.
[ I, 452-3 ]

Hem gam caginda, hem esenlik caginda Tanri'ya dayanmadan tumden ona teslim olmadan baska hersey duzendir, tuzaktir.
[ I, 472 ]

Anlayisi, hatiri keskinlestirmekle Tanri'ya yol bulunmaz; padisahin lutfu ancak kirilmis, dokulmus gonulleri alir katina.
[ I, 536 ]

Toprak emindir; ona ne ekersen hainlik etmez, onu biçersin. Ilkbahar, Tanri fermanini getirmedikçe toprak gizli seyleri meydana çikarmaz.
[ I, 514;516 ]

Gozune gorus gucu verdi mi, gozunde bu alem gibi yuzlerce alem beydahlanir. Sana gore bu dunya pek buyuktur, sonsuzdur ama bil ki Tanri gucune karsi bir zerre bile degildir.
[ I, 527-8 ]

Ne vakte dek dunyayi zaptedecegim, varligimla su dunyayi dolduracagim diyeceksin? Dunya, bastan basa karla dolsa gunes bir bakti mi hararetle hepsini eritir gider. O hayal kuruslari tutar, hikmet haline getirir; o zehirli suyu serbete dondurur. O iskiller koparan, zanlar tureten seyleri tam inanc eder; kin sebeplerinden sevgiler bitirir.
[ I, 546-47;549-50]

DEVAMI




"D a y   L i g h t"
Preface

"The verses are presented here in the order which they would be found within Books I and II, which hold roughly a third of the 25632 lines of the whole six books of Mathnawi.

As when walks along the shore of the ocean, one finds treasures inthe sand, so here, too, one may look down and discover a presious piece to hold close for awhile. In making this selection, I attempted to choose short sections that would stand alone and elucidate our lives."
  Camille Adams Helminski
  Putney, Vermont
  1990

"A Daybook of Spiritual Guidance"
365 Selections from Rumi's Mathnawi
Translated by Camille and Kabir Helminski



The beloved is all, the lover just a veil.
The beloved is living, the lover a dead thing.
If Love withholds its strengthening care,
The lover is left like a bird without wings.
How will I be awake and aware
if the light of the Beloved is absent?
Love wills that this Word be brought forth.
If you find the mirror of the heart dull,
the rust has not been cleared from its face.
[ I, 34 ]

Let's ask God to help us to self-control:
for one who lacks it, lacks His Grace.
[ I, 78 ]

The undisciplined man doesn't wrong himself alone-
he sets fire to the whole world.
Discipline enabled Heaven to be filled with light;
discipline enabled the angels to be immaculate and holy.
[ I, 79;91 ]

Suspicion and greed at the table of Majesty are ingratitude.
[ I, 86 ]

The lover's ailment is not like any other;
Love is the astrolabe of God's mysteries.
Whether Love is from heaven or earth,
it points to God.
[ I, 110-111 ]

My friend, the sufi is the son of the present moment:
to say "tomorrow" is not our way.
[ I, 134 ]

A thorn in the foot is hard to find.
What about a thorn in the heart?
If everyone saw the thorn in his heart,
when would sorrow gain the upper hand?
[ I, 152-3 ]

When your heart becomes the grave of yuor secret,
that desire of yours will be gained more quickly.
The Prophet said that anyone
who keeps secret his inmost thought
will soon attain the object of his desire.
When seeds are buried in the earth,
their inward secrets become the flourishing garden.
[ I, 175-7 ]



There are true promises that make the heart grateful;
there are false promises, fraught with disquiet.
The promise of the noble is sterling;
the promise of the unworthy breeds anguish of the soul.
[ I, 180-1 ]

The peacock's plumage is his enemy.
Many a king has been slain by his magnificence.
[ I, 208 ]

The world is the mountain,
and each action, the shout that echoes back.
[ I, 215 ]

Love of the dead does not last,
because the dead will not return.
But love of the living
is in every moment fresher than a bud,
both the inward and the outward eye.
Choose the love of that Living One
who is everlasting, who offers you
the wine that increases life.
Do not say "We have no entrance to that King."
Dealings with the generous are not difficult.
[ I, 217-9; 221 ]

This discipline and rough treatment are a furnace
to extract the silver from the dross.
This testing purifies the gold
by boiling the scum away.
[ I, 232-3 ]

The spiritual path wrecks the body
and afterwards restores it to health.
It destroys the house to unearth the treasure,
and with that measure builds it better than before.
[ I, 306-7 ]

Anger and lust make a man squint;
they could the spirit so it strays from truth.
When self-interest appears, virtue hides:
a hundred veils rise between the heart and the eye.
[ I, 333-4 ]

Hear one of the sayings related from the Prophet:
"No prayer is complete without Presence."
[ I, 381 ]

Though there be a thousand snares at our feet,
when You are with us there is no difficulty.
[ I, 387 ]

The more awake one is to the material world,
the more one is asleep to spirit.
When our soul is asleep to God,
other wakefulness closes the door of Divine grace.
[ I, 409-410 ]

On the way there is no harder pass than this:
fortunate is he who dos not carry envy as a companion.
[ I, 431 ]



The soil is faithful to its trust;
whatever you have sown in it, you reap the same.
But until springtime brings the touch of God,
the soil does not reveal its secrets.
[ I, 509;511 ]

When He Himself is the light of your eye,
a hundred worlds like ours appear.
If this one looks bottomless and vast,
remember: to Omnipotence it is less than an atom.
[I, 523;6 ]

How long wil you say, "I will conquer the whole world
and fill with myself"?
Even if the snow covered the world completely,
the sun could melt it with a glance.
A single spark of God's mercy
can turn poison into springwater.
Where there is doubt,
He establishes certainty.
[ I, 542-6 ]

CONTINUES